Uzm. Psikolog Elif Baybuğa

0(505) 077 1873

Bireysel Terapi

TRAVMA

Travma; göç (yer değişikliği), taciz, tecavüz, fiziksel ve sözel şiddet, beklenmedik olaylar vb. karşısında bize özellikle iki önemli özellikle ortaya koyan söze dikmenin ve hafıza kayıtlarının hasar gördüğü bir durumdur. Travmatik bir olay sırasında, düşünce süreçlerimiz öyle dağınık ve düzensiz bir hale gelebilir ki asıl olaya karşı anıları fark edemez oluruz. Bu yaşantılar biliçdışına itilir ve bunların tekrar ortaya çıkması bazen küçük bir tetikleyici ile bizi hayatımızı zorlaştırması an meselesidir. Bugün psikoterapi sürecinde travma ile başa çıkabilme kişiyi güçlendirme ile ilgili bir çok bilgi ve tekniğe sahibiz. Bilişsel-davranışçı terapiler, bütüncül psikoterapi yaklaşımı, EMDR vb. ile travmalarınızla yaşamınızı sürdürmek zorunda değilsiniz.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

Obsesif-kompulsif bozukluk, yani halk dilinde takıntı hastalığı olarak bilinen rahatsızlık; anksiyete bozuklukları arasında yer alan ve birçok insanın yaşamını olumsuz yönde etkileyen bir rahatsızlıktır. Çevrenize baktığımızda birçok insanın takıntılı davranışları olduğunu görürsünüz ve insanlar bu davranışları yapmaktan kendilerini alıkoyamazlar.

Ancak hastalık düzeyinde olduğuna karar verebilmemiz için bu davranışlarının, kişinin yaşamını olumsuz etkileme düzeyine bakmak gerekir. Eğer kişinin takıntıları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan davranışları günlük yaşam kalitesini düşürüyor ve kişiyi ciddi bir şekilde olumsuz etkiliyorsa bu durum, zaman ve enerji kaybı anlamına gelir ki tedavi olunması gereken bir obsesif-kompulsif bozukluğun göstergesidir. İlk başlarda küçük takıntılarla kendini gösteren bu bozukluğun davranışlarla beslenmesi, durumun hastalık düzeyine ulaşmasını da kaçınılmaz kılar. Psikoterapi süreci önemli katkılar sunmaktadır.

SOSYAL FOBİ

Sosyal Anksiyete (kaygı) Bozukluğu ya da sık kullanılan adıyla Sosyal Fobi bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı düşüncesi ve bu konuda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur. Kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren ya da bir eylemi başkalarının yanında yapmaları gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar.                                                                                                                                                

DEPRESYON

Günümüzde artık klişe sözlerle ‘Depresyondayım’ gibi rahatlıkla dillendirilen fakat gerçek anlamda hiç de hafife alınmaması gereken psikolojik bir rahatsızlıktır. Depresyon genelde çökkün duygu durumu, üzüntü, mutsuzluk, hiçbir şeyden zevk alamama daha ağır düzeyde intihar eğilimine varan durumlarla kendini gösterir. Tedavisi ilaç ve psikoterapi süreci ile etkin yürütülebilen bir rahatsızlıktır. Uzun süreli çökkün duygu durumu, umutsuzluk, mutsuzluk, zevk alamama ve intihar gibi düşüncelerin hakim olduğu durumlarda terapi desteği almak için başvurmalısınız

PANİK ATAK

Panik atak; birçok hastalıkla birlikte görülebilen, endişe, ölüm korkuları ve sıkıntı duygularını içinde barındıran ve nöbetler şeklinde ortaya çıkan, yaklaşık 10-30 dakika arası yoğun olarak yaşanan ve etkisi saatler boyu, bazen birkaç gün sürebilen bir rahatsızlıktır. Kimi zaman dış uyaranların tetiklediği panik atak (yangın alarm sesi, yüksek ses, yer sarsıntısı vb.) kimi zaman da iç uyaranlar yoluyla gerçekleşir. Panik atak; bir hastalık olmaktan çok semptom olarak karşımıza çıkar ve temelinde, kaygı yaratan yaşantılar ve bastırılmış duygular yer alır. Beynimizde çeşitli kontrol mekanizmaları ve alarm sistemleri vardır. Beynimizdeki bu alarm sistemleri nedensiz bir şekilde devreye girdiğinde panik atak nöbeti başlar ve vücudumuz gerçekte bir tehlike varmışçasına tepki vererek kişiyi tam bir kaosa sürükler.  Siz de buna benzer sorunlar yaşıyorsanız en kısa zamanda psikoterapi desteği almaya başlamalısınız. Unutmayın ki psikoterapi; aşmakta zorlandığınız sorunlara farklı çözüm önerileri getirerek sizin hayata yeni bir bakış açısıyla yaklaşmanızı sağlar.

KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

Borderline Kişilik Bozukluğu, Narsistik Kişilik Bozukluğu ve Şizoid Kişilik bozukluğu uzun süreli terapi desteği verilen kişilik bozukluklarındandır. Son yıllarda daha önce tedavisi ön görülmeyen bu rahatsızlıkların bugün uzun süreli süreçte tedaviye cevap vermektedir. 

Kişilik bozuklukları kendisini bir semptom olarak gösterse de aslında 0-6 yaş döneminde bir öteki ile kurulan ilişkilerin, aktarımların ve ruhsal olarak hem zihne hem de bedene yönelik mühürlenmiş ifadelerin yetişkinlikte yansımalarıdır. Tüm ilişkilerimizde 0-6 yaş döneminden gelen gelişimsel duraklamaların ilişkilerimizdeki engellerini ve acılarını devam ettiririz.

Borderline kişilik bozukluğunda; hem sevip hem nefret etmeyi, iyi ve kötünün keskin ayrımını, bir ötekinden ayrılmanın dayanılmaz sıkıntılarını vs. görürüz.

Narsistik Kişilik bozukluğunda; büyüklenmeci, kırılgan ve tüm ilişkilerinde bir ötekinin görememe ve hissedememenin sancıları ile karşılaşabiliriz.

Şizoid Kişilik bozukluğu; güven duygusuna ihtiyacın, sömürülme duygusunun derinliği ve tüm ötekilerden uzaklaşarak kendini tüm canlılardan farklı olarak kendi içinde yaşamasını görürüz.

Psikoterapi süreci insan beyninin ve ruhunun bütünleşmesini amaçlar. Bu amaçla; iyi ve kötünün dengesi, ayrılamama, kendi zihin ve ruhuna içgörü sağlama, ötekini anlama ve görebilme, güven duygusunun zeminini oluşturacak uzun süreli bir süreçtir.

İnsula Psikoloji Üsküdar